DOLANDIRICILIK SUÇU VE IBAN KULLANDIRMA: 12. YARGI PAKETİ NE GETİRİYOR?
- 6 gün önce
- 7 dakikada okunur

Dolandırıcılık Suçunun Kanundaki Yeri ve Unsurları
Türk Ceza Kanununda dolandırıcılık suçu 157 ve 159. Maddeleri arasında malvarlığına karşı işlenen suçlar başlığı altında düzenlenmiştir. Ceza hukuku öğretisinde suç ve cezalandırılabilirliğin unsurları önem arz etmektedir. Kısaca bilgi vermek gerekirse suçun üç unsuru vardır. Bu unsurlar: maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık şeklinde adlandırılır. Unsurlar oluştuğu takdirde suç oluşmuş olacaktır. Eğer sayılan üç temel unsurdan biri eksik ise suç oluşmayacaktır.
Madde 157- (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
Temel Şekliyle Dolandırıcılık: Hile, Zarar ve Haksız Menfaat
Dolandırıcılığın temel şekli; hile ile mağdurun aldatılması, bu aldatma sonucu tasarrufta bulunulması, zarar doğması ve failin haksız menfaat elde etmesi unsurlarından oluşan çok hareketli bir suçtur.
Hile ile İddia Arasındaki Kritik Ayrım
Her bir suçun unsurlarının ortaya konulması, suçların birbirinden ayırt edilmesi ve benzer nitelikteki suçlardan ayrımının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığı suçlarından ayıran en önemli unsur; hilenin varlığıdır. Hile yoksa suçun maddi unsurlarında eksiklik olacağından suç oluşmayacaktır. Buna binaen hile ve iddia hareketlerinin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Hile, en genel anlamıyla, bir kişinin gerçeğe aykırı davranış veya aldatıcı hareketlerle başka bir kişiyi yanıltarak onun iradesini etkilemesidir. İddia ise genel anlamıyla, bir kişi tarafından bir olayın, durumun veya hakkın varlığına ilişkin ileri sürülen görüş veya savdır. Hukukçular tarafından belirlenecek bu ikili ayrım ise verilecek kararı etkilemesi açısından son derece önemlidir.
Manevi Unsur: Kastın Her Unsuru Kapsaması
Suçun unsurlarından olan manevi unsur ise kast ve taksir olarak ayrılmaktadır. Dolandırıcılık suçu ise ancak kasten işlenebilecek suçtur. Kastın her bir unsura ilişkin olması gerekmektedir.
Hukuka Aykırılık ve Hukuka Uygunluk Sebepleri
Hukuka aykırılık unsuru ise suçun oluşması açısından aranan son unsurdur. Hukuka aykırılık, suçun unsurlarından biri olup fiilin suç teşkil ettiğinin kabulü hâlinde kanuni karine olarak mevcut olduğu kabul edilmektedir. Bu kanuni karinenin aksi ise hukuka uygunluk sebeplerinin gerçekleşmiş olmasıdır. Hukuka uygunluk nedenlerinin hukuki olay bakımından gerçekleşip gerçekleşmediğinin teknik ve hukuki tespitinin doğruluğu ise hukukçulara düşmektedir.
Nitelikli dolandırıcılık
Bilişim ve Bankacılık Araçlarıyla İşlenen Nitelikli Hâl
"Madde 158- (1) Dolandırıcılık suçunun;
(...)
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, işlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur."
Dolandırıcılık suçunun 158. maddenin 1. fıkrasında sayılan şekillerde gerçekleştirilmesinde temel cezaya göre cezanın arttırımı söz konusudur.
Kanun koyucunun temel cezayı arttıracak şekilde bu bende yer vermesindeki hukuki mantık ise hilenin, bilişim araçlarının sağlamış olduğu kolaylıkla gerçekleştirilmesidir. Mağdurun zararını artıran kolaylaştırıcı araçlardan yararlanan failin daha ağır cezalandırılması hakkaniyete uygundur.

12. Yargı Paketi ve IBAN Mağdurlarına İlişkin Yeni Düzenleme
Suç kastı olmaksızın IBAN bilgilerini paylaşan veya banka kartını kullandıran kişilerin uzun süredir cezalandırılması, uygulamada ciddi mağduriyetlere yol açmaktadır. 12. Yargı Paketi’nde bu kişileri koruyacak düzenlemeler beklenmişse de Türk Ceza Kanunun 158. maddesine eklenen dördüncü fıkra beklentileri karşılamaktan uzaktır. Düzenleme, IBAN mağdurlarının uzun süredir dile getirdiği sorunlara yeterli çözüm sunamamıştır. Peki 12 Yargı Paketi ile Türk Ceza Kanunun 158. maddesine eklenen 4. fıkra nedir?
Madde 158- (4) (Ek:16/7/2026-7589/13 md.) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Bağımsız Suç Değil, Özel İştirak ve İndirim Hükmü
Düzenleme, bağımsız bir suç tipi ihdas etmemekte; dolandırıcılığa iştirakin yalnızca ödeme araçları veya hesap kullanımına ilişkin zorunlu bilgi ve araçların başkasına verilmesiyle sınırlı kalması hâlinde, faile verilecek cezada yarı oranında indirim öngören özel bir iştirak hükmü niteliği taşımaktadır.
Maddi Unsur: Ödeme Aracı veya Hesap Bilgisinin Verilmesi
Eklenen yeni fıkranın suç unsurları değerlendirilecek olursa; maddi unsurlar içerisinde yer alan hareket, failin kendisine veya başkasına ait:
• banka veya kredi kartı gibi bir ödeme aracını,
• banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya
• hesabın kullanılmasını sağlayan araçları başkasına vermesidir.
Kıyas Yasağı Karşısında Sınırlı Hareket Alanı
Dolayısıyla hükümdeki temel hareket, “ödeme araçlarını veya hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ya da araçları başkasına verme” fiilidir. Fıkrada belirtilen fiil, ödeme araçlarını veya hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ya da araçları başkasına verme ile sınırlandırılmıştır. Ceza hukuku temellerinden olan "Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz." (5237 sayılı TCK m. 2/3). Kural gereğince de ek düzenlemede sınırlı olarak sayılan ödeme araçlarını veya hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi ya da araçları başkasına verme hareketi genişletilemez.
Çok Hareketli Temel Suç ile Tek Fiile Dayalı İştirak Hükmü Arasındaki Fark
1. maddede yer alan temel suçun nitelendirilmesi ve yeni düzenleme ile getirilen 158. Maddenin 4. fıkrasındaki suçun ayrımında hareket unsurunun farklılığı önem teşkil etmektedir.
2. maddedeki dolandırıcılık suçunun temel şekli çok hareketli olarak işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir. Ancak 158/4’ te ise tek fiil ile sınırlandırılmıştır.
Özel Kast ve Haksız Menfaat Sağlama Amacı
Bu düzenlemenin en dikkat çekici yönü özel kast/amaç unsurudur.
Fıkrada, “kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla” ifadesi kullanılmaktadır.
Buradaki “amaç”, failin hareketinin belirli bir saikle gerçekleştirilmesini aramaktadır. Bu nedenle yalnızca kartı, bilgiyi veya aracı başkasına vermek yeterli değildir; bu verme fiilinin kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlama amacıyla gerçekleştirilmiş olması gerekir.
Manevi Unsurun İki Aşamalı Değerlendirilmesi
Dolayısıyla manevi unsur bakımından:
• Fail, verdiği kartın, bilginin veya aracın kullanılmasına ilişkin fiilini bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir.
• Ayrıca bu davranışın arkasında kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlama amacı bulunmalıdır.
Bilmeden Yardım Etmek ile Bilerek Suça Katkı Sunmak Aynı Değildir
Örneğin A'nın banka hesabının kullanılmasını B'ye, B'nin dolandırıcılık yapacağını bilmeden yalnızca arkadaşına yardımcı olmak amacıyla vermesi ile; A'nın hesabının dolandırıcılıkta kullanılacağını bilerek ve haksız menfaat elde edilmesini amaçlayarak vermesi aynı şekilde değerlendirilemez.
İndirim Hükmünün Uygulanma Sınırları
Hükmün uygulanabilmesi için iştirakçinin rolü, ödeme aracı veya hesap kullanımına ilişkin bilgi ve araçları başkasına vermekle sınırlı kalmalı; suçun planlanması ya da icrasında daha etkin bir katkısının bulunmaması gerekir. Bu şartla verilecek ceza yarı oranında indirilir.
12. Yargı Paketi kapsamında Yeni Düzenlemenin Doğurduğu Hukuki Tartışmalar
Getirilen yeni düzenleme, kapsamı ve uygulanma koşulları bakımından çeşitli hukuki tartışmaları da beraberinde getirmiştir.
İndirim Düzenlemesindeki Normatif Çelişki
12. Yargı Paketi kapsamında tartışılan hususlardan ilki; yeni getirilen fıkranın zaten temel cezadaki suçun unsurlarını barındırdığı ve cezada özel bir indirim yapılmasının çelişkili olduğudur. Dolandırıcılığın hile unsurunun bilişim sistemleri veya banka araçları kullanılarak gerçekleştirilmesi, kanun koyucu tarafından nitelikli hâl olarak daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Buna karşılık yeni fıkrada, haksız menfaat sağlama amacıyla ödeme aracı veya hesap kullanımını sağlayan bilgi ve araçların verilmesi, dolandırıcılığa iştirak kapsamında kabul edilmekte; iştirakçinin eylemi yalnızca bu verme fiiliyle sınırlı kaldığında cezada indirim öngörülmektedir. Bu durum, aynı kast ve hileli icraya katkı varsayımı altında, indirimin yalnızca “verme” fiiline bağlanması bakımından normatif bir çelişki yaratmaktadır.
Kastı Bulunmayan Kişiler Bakımından Yetersiz Koruma
Suçun temel unsurları zaten 157. maddede düzenlenmişken, yeni fıkranın iştirakin özel bir görünümü olarak kurgulanması, 12. Yargı Paketi kapsamında düzenlemenin “IBAN mağdurları” olarak anılan kişileri korumaya elverişli olmadığını göstermektedir. Zira hile kastı ve dolandırıcılığa iştirak iradesi bulunmayan; suçun planlanmasına veya icrasına katkı sunmayan kişilerin, yalnızca hesap ya da ödeme aracını kullandırmaları nedeniyle cezalandırılmaları sorununa çözüm getirmemektedir. Yeni fıkra, ancak iştirak kastı kabul edilen kişiler bakımından cezai indirim öngördüğünden, kastı bulunmayan kişilerin cezai sorumluluğunun baştan reddedilmesi gereken hâllerde etkisiz kalmaktadır.
Güven İlişkisi, Bilgisizlik ve Cezai Sorumluluk Riski
IBAN mağdurlarının hesap veya ödeme araçlarını faile kullandırmasının arka planında çoğu kez güven ilişkisi, aile veya sosyal bağlar yahut bilgisizlik bulunmaktadır. Buna rağmen hile ve haksız menfaat elde etme kastı, dolayısıyla dolandırıcılığın manevi unsuru bulunmayan kişilerin cezai sorumlulukla karşılaşması, düzenlemenin bu mağduriyetleri yeterince gidermediğini göstermektedir.
Dolandırıcılıkla Sınırlı Korumanın Yetersizliği
Kanunun mevcut sistematiği, kastı ve suça iştirak iradesi bulunmayan; bilgisizlik, güven ilişkisi, aile veya sosyal bağlar nedeniyle IBAN, banka kartı ya da bilişim verilerini kullandıran kişilerin cezai sorumluluğunu zaten dışlamayı gerektirmektedir. Ne var ki uygulamada bu ilkenin yeterli ölçüde hayata geçirilmediği, salt hesap veya ödeme aracının kullandırılmasından hareketle kişilerin cezalandırılabildiği görülmektedir. Bu nedenle vatandaşların ve uygulamacıların beklentisi, yeni bir indirimli iştirak modeli değil; geçmiş mağduriyetleri giderecek bir af düzenlemesi yahut uzlaştırma imkânının sağlanması yönündeydi. Oysa 12. Yargı Paketi kapsamında ile 5237 sayılı TCK m. 158’e eklenen dördüncü fıkra, yalnızca dolandırıcılık suçlarına iştirak bakımından uygulama alanı bulmakta; IBAN veya bilişim verilerinin hırsızlık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ya da yasa dışı bahis gibi başka suçlarda kullanılmasından doğabilecek cezai sorumluluk riskini karşılamamaktadır. Bu itibarla, bilgilerini hangi suçta kullanılacağını bilmeden veren kişilerin, hesaplarının dolandırıcılık dışında bir suçta kullanılmamasını adeta temenni etmek zorunda bırakılması hem adalet duygusuyla bağdaşmamakta hem de normatif bakımdan eksik bir koruma yaratmaktadır. Tarafımızca, yalnızca dolandırıcılık suçuna özgü bir indirim hükmü yerine, kastı bulunmayan hesap ve bilişim verisi sahiplerinin cezai sorumluluğunu bütüncül biçimde ele alan çatı nitelikte bir düzenleme yapılması gerekirken, 5237 sayılı TCK m. 158’e eklenen bu sınırlı hükmün tercih edilmesinin gerekçesi anlaşılamamaktadır.
Gerçek Mağduriyetler İçin Bütüncül Yasal Çözüm İhtiyacı
Kanun koyucu, millet adına toplumsal sorunları tespit ederek toplumsal düzeni ve adalet duygusunu koruyacak hukuki düzenlemeleri oluşturmakla yükümlüdür. Bu çerçevede, “IBAN mağdurları” olarak anılan kişilerin uygulamada karşılaştıkları cezai sorumluluk sorunlarının bütüncül biçimde değerlendirilmesi ve gerçek mağduriyetleri giderecek adil çözümlerin kanun düzeyinde öngörülmesi gerekir. Özellikle kastı ve suça iştirak iradesi bulunmadığı hâlde, güven ilişkisi, ailevi veya sosyal bağlar yahut bilgisizlik nedeniyle hesap, kart veya bilişim verilerini kullandıran kişilerin durumunun yalnızca dolandırıcılık suçuna özgü ve indirimli iştirak modeliyle ele alınması 12. Yargı Paketi kapsamında yeterli değildir.
Lehe Kanunun Zaman Bakımından Uygulanması
12. Yargı Paketi kapsamında ayrıca lehe kanunun zaman bakımından uygulanması önem taşımaktadır. Ceza hukukunda, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanun arasında fail lehine farklılık bulunması hâlinde, failin lehine olan hüküm uygulanır ve infaz edilir. Sonradan yürürlüğe giren düzenleme fiili suç olmaktan çıkarıyor ise hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirinin infazı ile kanuni sonuçları da kendiliğinden ortadan kalkar. Buna karşılık ceza sorumluluğunu ağırlaştıran veya fail aleyhine sonuç doğuran düzenlemeler geçmişe yürütülemez. (5237 sayılı TCK m. 7)
Sonuç: Kastın Somut Olayda Titizlikle Ortaya Konulması Gereği
Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi kapsamında dolandırıcılık suçuna ilişkin getirilen düzenleme; uygulamada “IBAN mağduru” olarak anılan, hesap veya bilişim verilerini hile kastı ve suça iştirak iradesi olmaksızın kullandıran kişilerin yaşadığı yapısal soruna yeterli cevap vermemektedir. Sorunun kaynağı, çoğu durumda mevcut ceza hukuku ilkelerinin yetersizliği değil; kastın ve somut iştirak katkısının titizlikle ortaya konulmaksızın salt hesap hareketlerinden cezai sorumluluk çıkarılabilmesidir. Üstelik dolandırıcılığa özgü sınırlı bir hüküm, aynı verilerin hırsızlık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya yasa dışı bahis faaliyetlerinde kullanılması hâlinde doğabilecek riskleri de bertaraf etmemektedir. Bu nedenle adil çözüm, yalnızca belirli bir suç tipine yönelik indirimli sorumluluk düzenlemesi değil; kastı bulunmayan kişilerin cezai sorumluluğunun somut olgularla, kişiselleştirilmiş biçimde ve suçun tüm unsurları bakımından değerlendirilmesini güvence altına alan bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesidir.18.08.2026
Av. NERMİN ŞEYDA ÜRÜN & ŞERİFE NUR AZMAN




Yorumlar