BEYAZ PERDEDE KİRLİ YARGILAMA: ADALETİN KURGUSAL EVRENİ
- 6 Şub
- 6 dakikada okunur
Av. Nermin Şeyda Ürün
Bu yazımda; pozitif hukuk kurallarının denkleminden biraz olsun uzaklaşıp hukuka ve hukukçuluğa sinema gözünden bakmayı deneyeceğim. Son yıllarda “hukuk” denince akla gelen o bayağı dünyanın bataklığı beni de içerisine hapsetmiş görüyorum ki. Kurgu okumayı bırakalı çok olduğu gibi, sinema tutkumu da uzun zamandır “yoğunluk” bahaneleri arkasına gizleyip görmezden geliyorum.
Yeni yılda; hedeflerimden biri de blogda hukukçulara (yahut meraklılarına demeliyim), kitap ve film incelemeleri yapmak. Biliyorum, artık blog okuma alışkanlığı çok eskilerde kaldı ama ne yapalım ruhum hala nostaljik ve yazmanın verdiği haz bambaşka.
Yeni yıl demiştim; hukukçu olmanın tanımını aradığım bu günlerde, kitaplığımda duran Cemal Hoca kitapları hemen göz kırptı bana. 2022 yılında edindiğim üç kitap, öylece okunmayı beklemiş, ne yazık!

“Beyaz Perdede Kirli Yargılama”* ve “Film Gibi Hukuk” kitaplarını bir çırpıda bitirdim. Peşine başladığım “Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu”nda ise bir aydır kendimi zorlasam da yarıdan öteye geçemedim. Sebeplerine yazımın devamında deneyeceğim ama şunu net bir şekilde söylemeliyim ki her hukukçu Prof. Dr. Cemal Bali Akal ile tanışmalı. Hukuk felsefesi ülkemizde hiçbir kıymet görmüyor, sebeplerini anlamak da çok zor değil. Belki de bizlerin bu görevi üstlenmesi ve elinden çabayı göstermesi gerek.
Bu yazımı okur, çevrenizdekilerle de paylaşırsanız kıymetli hukukçularımızın tanınmasına siz de yardım etmiş olursunuz. Desteğiniz benim için önemli.
O zaman Prof. Dr. Cemal Bali Akal’ı tanımakla başlayalım. Türkiye’de hukuk felsefesi ve sosyolojisi denildiğinde akla gelen en özgün ve kışkırtıcı isimlerden. Akademik kariyerinin büyük bölümünü İstanbul Bilgi Üniversitesi bünyesinde sürdüren ve şu an Kadir Has Üniversitesi'nde devam eden Akal, hukuku sadece teknik bir kurallar bütünü olarak değil; siyaset teorisi, edebiyat, sinema ve tarihle harmanlayan disiplinler arası bir deha bence.

Onu diğer hukukçulardan ayıran temel özellik, Spinoza ve Hobbes gibi düşünürlerin izinden giderek "iktidar" ve "hukuk" arasındaki görünmez bağları deşifre etmesi. Eserlerinde sık sık edebiyat karakterlerine ve film sahnelerine atıfta bulunarak, adaletin aslında nasıl bir "sahneleme" sanatı olduğunu kanıtlamaya çalışır. Hukuk fakültelerine “hukuk ve edebiyat”, “hukuk ve sinema” gibi derslerin eklenmesinde öncü olsa da incelediği kitaplarda hep o mizahi üslubunu görürsünüz ve “fikri ben verdim ama dersi vermek bana nasip olmuyor, çünkü klişelerden uzak duruyor ve sınırları zorluyorum” sesini duyarsınız içten içe.
Kitapların hangisinden başlarsanız başlayın sizi karşılayacak şey kabaca söylemek gerekirse bir “bilgi bombardımanı” olacak. Hocanın kültür ve bilgi düzeyi, pek çok farklı disiplinde ne kadar derinleşmiş olduğu, kurduğu bağlamları çözmeye çalışırken sizi çok şaşırtacak. Bunun getireceği yorgunluk için şimdiden sizlerden özür diliyorum ama bence bu yorgunluğa değecek.
Beyaz Perdede Kirli Yargılama (Zoe Kitap, 2019 Basım)
Baktım ki bu kitapları bir blog yazısında sizlere tanıtmak gerçekten imkânsız. O yüzden favorim ile başlıyorum. Kitabın giriş bölümünde bir cümle var ki beni çok güldürüyor her seferinde.
Hukuk ve Sinema dersinde öğrencilere göstermeyeceğim ve benzerini görmemelerini öğütleyeceğim ilk filmler şunlar olurdu: On İki Öfkeli Adam, Beklenmeyen Şahit, Bir Cinayetin Tahlili, Nürnberg Duruşması.😊
Cemal hoca kitabın giriş bölümünü bir film listesi vererek bitiriyor ve şunu ekliyor:
Tatlı su hukuk filmleri listelerinde yer bulamayan birçok kirli yargılama filmi var. Hayattaki gibi.
Özetle bu kitabı önermemdeki temel noktaya geldik. Gözünüzü nereye çevirseniz göreceğiniz o hukuk filmlerinden uzaklaşıyoruz. Zaten satır aralarında öyle cümleler var ki, en iyi bildiğinizi düşündüğünüz filmlere, kitaplara yapılan yorumlar zihninizdeki bütün doğrulara saldırıyor adeta.
Kitapta incelenen bütün filmleri sizin için listeledim.
Vatan Uğruna (King & Country) - Joseph Losey (1964)
Birinci Dünya Savaşı'nın ortasında bir er, cepheden kaçtığı gerekçesiyle hakim karşısına çıkarılır. Onu askeri mahkemede savunacak olan subay, davanın satır aralarını okudukça, buzdağının görünmeyen kısmıyla karşı karşıya olduğunu anlar.
Danton - Andrzej Wajda – (1983)
Danton suçlu olduğu için değil, Robespierre'in kurguladığı “yeni düzende” yeri olmadığı için idama mahkûm edilir. Burada mahkeme salonu bir adalet arayışı değil, devrimin kendi çocuklarını yediği bir mutfaktır.

İtiraf (L'aveu) - Cost-Gavras – (1970)
Cemal Bali Akal, Artur London’un gerçek hikayesi üzerinden bize şunu gösterir: Mahkeme salonuna çıkmadan çok önce, kişinin iradesi hukukun soğuk ellerinde parçalanmıştır. Artık sanık bir insan değil, devletin kendi suçlarını üzerine yıkacağı boş bir kabuktur. Akal'ın deyimiyle burada "yargılama" yoktur; sadece önceden kurgulanmış bir "itirafın" kamusallaştırılması vardır.
Cadı Kazanı(The Crucible) - Nicholas Hytner(1996)
Arthur Miller’ın “Cadı Kazanı” eserinde izlediğimiz Salem duruşmaları, Cemal Bali Akal’a göre hukukun en karanlık aynasıdır. Hukuk, bir kez rasyonel zeminden kopup ideolojik bir histeriyle birleştiğinde, artık masumiyeti korumak için değil, masumiyetin kendisini bir suç unsuru olarak görmek için çalışır. Salem’de "Cadı değilim" demek ölüme davetiye çıkarmaktır; çünkü sistem adaleti değil, itaat dolu bir itirafı arzulamaktadır.

Subay ve Casus(J'Accuse)-Roman Polanski(2019)
Cemal Bali Akal’ın Beyaz Perdede Kirli Yargılama kitabında anlattığı o “yargı tiyatrosunun” belki de en meşhur sahnesi Dreyfus Davası’dır. Roman Polanski’nin J’accuse filminde iliklerimize kadar hissettiğimiz o adaletsizlik, Akal’a göre bir kaza değil, sistemin bilinçli bir tercihidir. Émile Zola’nın mektubuyla başlayan o büyük hesaplaşma, hukukun sadece kanun maddelerinden ibaret olmadığını; vicdanın, edebiyatın ve cesaretin hukuku nasıl dönüştürebileceğini gösterir. Ancak Akal’ın hatırlattığı gibi; sistem hatasını kabul etmek yerine, hatayı ifşa edenleri (Zola ve Picquart gibi) cezalandırmayı seçerek o "kirli yargılama" çarkını döndürmeye devam eder.
Ve Herkes İçin Adalet(...And Justice for All) - Norman Jewison(1979)

Arthur Kirkland karakteri gibi, bazen bir hukukçu “kukla olmayı” reddettiğinde sistem kısa devre yapar. Al Pacino’nun o ikonik final tiradındaki isyanı, aslında Akal’ın kitapları boyunca sorduğu o sarsıcı sorunun cevabıdır: “Hukuk prosedürleri adaleti öldürdüğünde, gerçeği kim haykıracak?”.
Giordano Bruno - Giuliano Montaldo (1973)
Akal, engizisyon mahkemesinin Bruno’yu yargılarken aslında kendi korkularını yargıladığını savunur. Bruno’nun "Fikirlerimi geri çekmiyorum" duruşu, Akal’ın "kukla olmayı reddeden birey" tipolojisinin en saf halidir.
Her Devrin Adamı(A Man for All Seasons) - Fred Zinnemann(1966)
Her Devrin Adamı'nda More, kralın keyfi taleplerine karşı yasaların koruyucu kalkanına sığınır. Ancak Akal’ın bize gösterdiği acı gerçek şudur: Devlet, kendi arzusunu “hukuk” kılıfına uydurmaya karar verdiğinde, en dürüst hukukçu bile bir suçluya dönüştürülebilir. More’un ölümü, hukukun ahlaktan kopup saf bir iktidar tekniğine dönüştüğü o kırılma anını simgeler.
Hayatımın Beş Yılı(5 Jahre Leben) - Stefan Schaller(2013)
Murat Kurnaz’ın Guantanamo hikayesini anlatan filmde izlediğimiz şey, hukukun iflasıdır. Akal’a göre Kurnaz, hukukun koruyucu şemsiyesinden çıkarılmış ve bir “istisna hali”ne hapsedilmiştir. Burada artık ne edebiyatın estetiği ne de sinemanın kahramanlıkları vardır; sadece iktidarın çıplak şiddeti ve hukukun bu şiddeti örten dilsizliği söz konusudur.
Yargısız(Présumé Coupable) - Vincent Garenq(2011)
2001 yılında, Fransa'nın kuzeyindeki Outreau kasabasında fakir bir aile olan Delay ailesinin çocukları, aile içi cinsel istismar iddiasıyla korumaya alındı. Ancak olay, genç ve tecrübesiz bir sorgu yargıcı olan Fabrice Burgaud’un elinde hızla kontrolsüz bir kartopuna dönüştü. Sanıkların suçlanan tarihlerde başka yerlerde olduklarını ispatlamalarına rağmen, yargıç "çocukların sözünü" mutlak hakikat kabul ederek rasyonel kanıtları reddetti. Yıllarca süren hapis hayatı, intihar girişimleri, parçalanan aileler ve mahvolan kariyerlerden sonra; 2005 yılında davanın kilit tanığının tüm yalanlarını itiraf etmesiyle sanıklar beraat etti. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, serbest kalanlardan "Fransız yargısı adına" resmen özür diledi. Roschdy Zem tarafından "Omar m'a tuer" (Omar Beni Öldürdü) ile sinemaya aktarılan, güncel Fransız yargısı tarihinin en ses getiren davalarından birini de burada öğrendim. İtiraf edeyim, incelenen filmden ziyade Omar Olayı çok daha ilgi çekiciydi. Fakat konu özünde yine aynı; ipler, hakikati arayan bir adaletin elinde değil; kendi yazdığı kurguya inanmış bir yargı mekanizmasının elindedir.
İki olaydan da çıkarılabilecek tek basit sonuç, tecelli edemeyen adaletin bir kez daha iflası oluyor-icra iflas hukuku da bu konuda hiçbir işe yaramıyor. (s.151)
Crulic–Öteki Tarafa Yolculuk(Crulic - drumul spre dincolo) - Anca Damian(2011)
Crulic, hukukun kurgusal dünyasında (mahkemelerde) sesini duyuramayınca, geriye kalan tek "gerçekliğine", yani bedenine başvurur. Açlık grevi, Akal’ın teorisindeki "iktidara karşı bedensel direnişin" en uç örneğidir. Bu filmin bir animasyon olması, Crulic’in sistem içindeki "silikleşmesini" ve bir "suje" olmaktan çıkıp bir "dosya numarasına" dönüşmesini estetik olarak mükemmel anlatır. Akal’ın anlatısında, “göçmenlik” ile ilgili kısım ise beni en çok etkileyen kısımlardan biriydi.
Cebinde parası olan seyyaha turist diye saygı gösterirken, olmayanı göçmen diye küçümsemeli miyim? (s.163)
Rasomon: Sarı Irkın Şehveti(Rashômon) - Akira Kurosawa(1950)
Filmde aynı olay dört farklı kişi (haydut, koca, kadın ve oduncu) tarafından dört farklı şekilde anlatılır. Akal’a göre hukuk, bu anlatılardan birini seçip "gerçek" ilan etmek zorundadır. İşte bu seçim süreci, adaleti değil, iktidarın tercihini yansıtır.
Ve kitap bu filmle noktalanır.
Sadece bu tercihlerden bile kitabın derinliği bir bakışta algılayabilirsiniz. Seçilen filmler sadece film üzerinden tartışılmaz. Edebi eserler, karşılaştırmalı filmler, bir filmin farklı dönemlerde beyaz perdeye aktarılmış versiyonlarının eleştirileri, hukuk felsefesi kuramı, sorgulanan ide, tarihi gerçeklik anlatıları ve biraz da hocanın esprili dili ile kitap; gerçekten çözümlemesi hiç de kolay olmayan bir anlatıya dönüşüyor. Fakat o kadar keyifli ki… Bilgiden benim kadar haz duyuyorsanız, çok keyifli saatler geçireceksiniz. Küçük bir notum var tabii. İki kitabı peşi sıra okuduktan sonra, işte bu sebeplerle “Hukuk ya da Kukla Tiyatrosu”nu bitirmeye mecalim kalmadı. Şimdilik rafa kaldırıyorum. Bir süre başka okumalar yapacağım, biraz özlemek iyidir diyelim.
Konumuza dönersek şu soruyu sorabilirsiniz; zaten kitap bölümlere ayrılmış, neden bu filmleri tek tek ele aldın?
İnanın kitabı okumadan önce böyle bir yol göstericim olsun isterdim. Bazen anlatı içerisinde kaybolup hangi filmi inceliyorduk biz diyeceğiniz sayısız an olacak. O yüzden bu kılavuz metin, kolay ulaşabileceğiniz bir yerde dursun derim.
Cemal Bali Akal, Beyaz Perdede Kirli Yargılama’da bizi adaletin o ışıltılı kürsülerinden alıp zorla alınan itirafların gölgesinde kalan trajik infaz sahnelerine götürüyor. Kitap boyunca incelediğimiz bu filmler, hukukun her zaman hakikati aramadığını; bazen sadece bir kurban seçip o kurbana kendi "suçunu" itiraf ettiren kusursuz bir rejisör gibi çalıştığını gösteriyor. İdam sehpasının gölgesinde yapılan bu yargılamalar, adaletin bir terazi değil, iktidarın elindeki bir giyotin olabileceği gerçeğiyle bizi yüzleştiriyor. Akal’ın bu sarsıcı eseri, bize şu soruyu miras bırakıyor: İzlediğimiz bu trajediler sadece sinema tarihinin tozlu raflarında mı kaldı, yoksa bugün hâlâ dekoru değişmiş ama senaryosu aynı olan o "kirli yargılamaların" birer sessiz izleyicisi miyiz?
Eğer keşfetmeye hazırsanız, Akal’ın bu eseri sizin için sadece bir kitap değil, bir uyanış çağrısı olacaktır.
Av. Nermin Şeyda Ürün
Dipnot: Hukukçu olmasanız da okuması çok keyifli bir kitap. Test edildi 😊
*Kitabın sadece Amazon’da ve Seçkin’de stoğu gözüküyor. Sanırım artık basılmıyormuş, yazıyı hazırlarken üzülerek öğrendim, görünen stoklar güncel mi ondan da emin değilim. Nadir Kitap’tan da temin etmeye çalışabilirsiniz.

Yorumlar