top of page

BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILDI MI? 12. YARGI PAKETİ VE HMK DEĞİŞİKLİKLERİ

3 gün önce
4 dakikada okunur

*Av. Ebrar Kibar


12. Yargı Paketi ile Belirsiz Alacak Davası Neden Kaldırıldı?

7589 sayılı Kanun ile yürürlüğe giren "12. Yargı Paketi", Türk usul hukuku doktrininde ve uygulamasında son on beş yılın en radikal ve tartışmalı müdahalelerinden birini gerçekleştirmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 107’de düzenlenen "Belirsiz Alacak Davası"nın (BAD) 31 Temmuz 2026 itibarıyla tamamen kaldırılması, basit bir madde değişikliğinin ötesinde, usul hukukunun temel paradigmalarının sonunu işaret etmektedir. Kanun koyucu, bu hamleyi "yargılamayı hızlandırma" ve "mağduriyetleri giderme" gerekçesine dayandırsa da, bu iddia hukukî gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Zira belirsiz alacak davasının "belirlenebilirlik" engeline takılarak usulden reddedilmesi halinde doğan zamanaşımı riski, aslında Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 158’in sağladığı 60 günlük ek süre ile zaten bertaraf edilmiştir. Dolayısıyla, mevcut hukukî ekosistemde "mağduriyet" olarak sunulan gerekçeler, kurumsal bir yıkımı meşrulaştırmaktan uzaktır.

Bu değişikliğin neden bir iyileştirme değil, aksine bir "erozyon" olduğunu anlamak için BAD’ın usul hukukumuzdaki tarihsel ve pratik değerine bakmak gerekir.


12. Yargı Paketi ile HMK m. 107 kapsamında kaldırılan belirsiz alacak davası, Türk usul hukukunda kısmi davayı dejenere ederek hibrit bir kaosa ve eda davasının fiilen tasfiyesine yol açmaktadır.

Belirsiz Alacak Davası Tarih Olurken HMK m. 107 İçin Hangi Çözümler Önerilmişti?

2011 yılında HMK ile hukukumuza giren belirsiz alacak davası, hak arama hürriyeti ve etkin hukukî koruma ilkelerinin somut bir tezahürüydü. Özellikle tazminat ve işçilik alacakları gibi, miktarın ancak tahkikat safhasında bilirkişi incelemesiyle netleştiği alanlarda davacıyı koruyan bu müessese, Yargıtay’ın daire birleşmeleri sonrası oturan içtihatlarıyla uygulamada rüştünü ispatlamıştı.


Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez’in nitelemesiyle BAD, Türk hukuku için "geç bulduğumuz, çabuk kaybettiğimiz bir dava türü" mahiyetindedir. Pekcanıtez, bu tasfiyenin usul ekonomisi üzerindeki yıkıcı etkisini şu sözlerle mühürlemektedir:

"Belirsiz alacak davasının kaldırılması hiçbir fayda sağlamayacağı gibi bu zamana kadarki tüm kazanımları ortadan kaldıracak ve hukukumuza çok zarar verecektir."

Kurumu toptan kaldırmak yerine, uygulamada şikayet edilen "belirlenebilirlik" tartışmalarını çözmenin çok daha basit bir yolu varken neden bu yıkıcı yolun seçildiği sorgulanmalıdır.


Dejenere Edilen Kısmi Dava ve "Hibrit" Kaos Nedir?

BAD’a yönelik eleştirilerin odağında, alacağın "belirlenebilir" olduğu durumlarda dahi bu davanın açılması ve mahkemelerin "hukukî yarar yokluğu" nedeniyle verdiği ret kararları yer almaktaydı. Anayasa Mahkemesi (AYM) de bu doğrudan retleri "mahkemeye erişim hakkı" ihlali olarak görmekteydi. Oysa bu düğümü çözmek için kurumu imha etmek değil, doktrinde Pekcanıtez tarafından sunulan şu kademeli önerileri dikkate almak yeterliydi:

  • Seçenek A (Usulî Saflık Odaklı): "(3) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri tam ve kesin olarak belirliyse, belirsiz alacak davası açılamaz. Aksi takdirde mahkeme, davacıya süre vermeksizin hukukî yarar yokluğu nedeniyle davanın usûlden reddine karar verir."

  • Seçenek B (AYM Uyumlu): "(3) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri tam ve kesin olarak belirliyse, belirsiz alacak davası açılamaz. Aksi takdirde mahkeme, ön inceleme aşamasında davacıya talebini belirlemesi için iki haftalık kesin süre verir. Davacı bu sürede talebini belirlemezse mahkeme, hukukî yarar yokluğu nedeniyle davanın usûlden reddine karar verir."

Ne var ki, bu akılcı çözüm yerine getirilen yeni m. 109/4 düzenlemesi, usul hukukunun genetiğiyle oynayan bir yapı ortaya çıkarmıştır.


Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması Tam Eda Davasını Nasıl Bitiriyor?

Yeni düzenleme, kısmi davanın özüne aykırı bir şekilde, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep sonucunun tahkikat sonuna kadar artırılmasına imkân tanımakta ve en kritiği; artırılan kısım bakımından zamanaşımını dava tarihine geri yürütmektedir. Bu durum, Pekcanıtez’in ifadesiyle "hibrit bir dava türü" doğurmuştur. Kısmi davanın doğası gereği, hukukî sonuçlar sadece dava edilen kısım için doğar. Yeni m. 109/4 ise "tasarruf ilkesini" zedeleyerek, mahkemenin henüz resmen talep edilmemiş bir hak üzerinde zamanaşımını durdurma etkisini kabul etmektedir. BAD ile yeni "dejenere edilmiş kısmi dava" arasındaki farklar ve stratejik riskler şu şekildedir:

  • Zamanaşımı ve Maddi Hukuk: Klasik kısmi davada zamanaşımı sadece dava edilen miktar için kesilirken, bu hibrit modelde talep edilmeyen bakiye kısım için de zamanaşımı dava tarihinde kesilmektedir. Bu durum TBK’daki zamanaşımı mantığıyla taban tabana zıttır.

  • Temerrüt ve Faiz Muamması: Davacının başlangıçta talep etmediği kısım için faiz başlangıcının dava tarihi mi yoksa artırım tarihi mi olacağı; davalının bakiye kısım için ne zaman temerrüde düşeceği tam bir stratejik kabustur.

  • Harç ve Usul Ekonomisi: Davacılar, yüksek harçlardan kaçınmak için 1 TL gibi sembolik rakamlarla dava açacak, bu da yargılamanın ciddiyetini ve harç sistemini işlevsiz bırakacaktır.

  • Tahkikatın Uzaması: Tahkikat sonunda yapılan artırım, karşı tarafın savunma hakkı gereği tahkikatın bazı yönlerden yeniden açılmasına neden olabilecek, bu da "hızlandırma" amacına hizmet etmeyecektir.

Bu hibrit yapı sadece doktriner bir tartışma yaratmakla kalmayacak, eda davasının pratik uygulanabilirliğini de sona erdirecektir.


Yeni Düzenleme Sonrası Hukukî Süreçlerde Uygulayıcıları Neler Bekliyor?

Yeni düzenlemenin en vahim stratejik sonucu, rasyonel bir vekilin artık asla "tam eda davası" açmayacak olmasıdır. Neden bir davacı, alacağının tamamı için peşin harç ödeyip risk alsın? Kısmi davanın sunduğu "düşük harçla zamanaşımını durdurma" avantajı varken, tam eda davası açmak bir vekalet ücreti ve yargılama gideri intiharına dönüşecektir. Pekcanıtez’in vurguladığı üzere, "uygulamada sadece belirsiz alacak davası değil, eda davası da fiilen kaldırılmış olacaktır." Bu durum, yargılamada "gerçek anlamda bir liralık dava açabilme imkânını" meşrulaştırmaktadır. Bu "spekülatif dava" modeli, davanın riskini devletin ve davalının üzerine yıkan bir yapıdadır. Ayrıca, davalının karşılaştığı rakamın tahkikat sonuna kadar "yüzer-gezer" olması, sulh müzakerelerini imkânsız kılmakta ve "silahların eşitliği" ilkesini davalı aleyhine ağır şekilde bozmaktadır.


Sonuç: Erozyonun Nihai Bilançosu

  1. Yargı Paketi ile gerçekleştirilen bu müdahale, usul hukukumuzun üzerine inşa edildiği dogmatik temelleri sarsan bir erozyondur. Belirsiz alacak davasını "mağduriyet" bahanesiyle kaldırıp, kısmi davayı dejenere ederek "hibrit" bir yapıya büründürmek, hukukî güvenlik ilkesine ağır bir darbedir.Pekcanıtez’in süreci özetleyen şu vurucu tespiti, tarihe düşülmüş bir nottur:

"Kısmî dava dejenere edilerek değiştirilmiş, eda davasının uygulanmasına fiilen son verilmiş ve belirsiz alacak davası da kaldırılmış olacaktır."

Özellikle 31.07.2026 tarihine kadar olan süreci bir "topal ördek" (lame duck) dönemi olarak değerlendirmek gerekir. Uygulamacıların, özellikle bilirkişi raporuna dayalı uzun soluklu dosyalarında, 2026 eşiğini ve yeni hibrit modelin getireceği temerrüt/faiz belirsizliklerini hesap ederek strateji geliştirmeleri tarihsel bir zorunluluktur. Usul ekonomisi uğruna usulün ruhu feda edilmiştir.


Niyet ve netice arasındaki bu uyuşmazlık, yargı reformlarının teorik derinlikten uzak, sırf istatistiki göstergeleri düzeltme kaygısıyla yapıldığında nasıl bir hukuki kaosa yol açtığının acı bir tablosudur. Belirsiz alacak davasının ruhuna fatiha okurken, dejenere edilmiş bir kısmi davanın enkazı altında ezilecek olan ne yazık ki yine hak arama hürriyeti ve adalet duygusu olacaktır. Usul hukukunun temel prensiplerini feda ederek

hız kazanmayı umanlar, usulün ruhtan yoksun bir şekilciliğe dönüştüğünde yargılamanın değil, adaletin son bulacağını unutmamalıdır.


Biz Yol Hukuk Bürosu olarak; dogmatik temelleri sarsılan bu yeni ekosistemde, karmaşık mevzuat değişikliklerinin ve "hibrit" usul belirsizliklerinin hak kayıplarına dönüşmesine asla müsaade etmeyecek, hukuki güvenlik ve hak arama mücadelenizde her zaman ve her adımda yanınızda yer almaya devam edeceğiz.

Av. Ebrar Kibar

Yorumlar


YOL HUKUK BÜROSU

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki bilgiler kesinlikle hukuki tavsiye niteliğinde olmayıp bu bilgiler hiçbir şekilde site ziyaretçileri ile vekil-müvekkil ilişkisi kurulmasına matuf biçimde yorumlanamaz yahut kullanılamaz. Söz konusu metinler hazırlanırken o tarihte yürürlükte olan yasal mevzuat esas alınmış olup site içeriğinde yer alan bilgilere istinaden profesyonel hukuki yardım almadan hareket edilmesi durumunda oluşabilecek herhangi bir zarardan sitemiz ve ilgilileri sorumlu değildir. 1136 sayılı Avukatlık Yasası yahut Türkiye Barolar Birliği Meslek kuralları uyarınca site içeriği hiçbir şekilde reklam amaçlı yahut ticari amaçlı kullanılamaz.

bottom of page